Yanlış tarım, su politikasının kuruttuğu Menderes Nehri ve köylümüzün durumu

Yanlış tarım, su politikasının kuruttuğu Menderes Nehri ve köylümüzün durumu

Künye : Büyük Menderes Havzası

Havza Alanı: 24.873 km²

Su alanı: 1.732 km2

Başlıca Geçim kaynakları: Hayvancılık, tarım, sanayi, turizm

Havzada yaşayan kişi sayısı:2.7 milyon

Havzada suyun kullanımı:%79 Tarım %21 Endüstriyel+ Evsel amaçlı

Afyon Dinar İlçesinden doğup, Uşak, Denizli ve Aydın illerinden geçerek Ege Denizine dökülen Büyük Menderes nehri can çekişiyor.

Ülkemizdeki 25 akarsu havzasından biri olan nehir hem doğal yaşamın devamlılığını sağlıyor hem de tarım, sanayi turizm sektörlerinin su ihtiyacını karşılıyor.

Tanrı nehri cezalandırılmaya doymadı böyle giderse cezalandıracakta.

Bu ceza neymiş bir bakalım;

Büyük Menderes nehri Yunan Mitolojisine göre (Maiandros) Tanrı Nehridir. Babası, annesi ve çocukları vardır. Okeans ile Tethys’in oğludur. Bu nehri besleyen Çine Çayı’da çocuğu Marsyasdır.

Büyük Menderes Nehri jeolojik oluşumu nedeniyle Ege Denizi’ni ve önüne ne gelirse doldurmaktadır. Taşıdığı millerle antik liman kentinin önünü kesmiştir.

Miltos kenti halkı limanlarını tarlalarını bataklık haline getiren Tanrı nehrine karşı ayaklanmış ve kendisinden davacı olmuştur.

Olaya bakan yargıç Miletos halkını haklı bulmuş ve Tanrı Nehri’ni tazminat ödemeye mahkûm tutmuştur. Tazminatı Tanrı Nehrinin rahipleri ödemek zorunda kalmıştır. (1)

Kim bilir Şehirlere kanal kurma hevesinden geri durmayan AKP gillerin Kanal Selçuk(Selçuk Antik kanalı) bunun bir isyanıdır. Tabi talan yağma gerçeğini geri planda tutarsak.

Ege Bölgesinin en önemli tatlı su kaynaklarında olan Büyük Menderes nehri kurmakla yüzleşiyor.

Geçim kaynağını tarım ile kazanan binlerce çiftçi ürün ekemez hale geldi. Başta Orman ve Su İşleri Bakanlığı olmak üzere, Menderes nehrine adeta zehir salanlardan tutun Coca Cola firmasına kadar birçok kurum ve kuruluş vahşi sulama ile çiftçimizi suçlamaktadır. Gelin bir de gerçeklere bakalım.

Vahşi sulama mı ,en vahşisinden AB ve ABD emperyalistleri ve yerli işbirlikçilerinin yanlış tarım ve su politikası mı?

Günümüze baktığımızda demografik bileşenleri ile kültürü, üretimi ve yaşam mekanlarının toplamı ile genel anlamı ile incelendiğinde köy büyük oranda anlam kaybına uğramıştır.

Bunun en önemli göstergesi köyü, köylülüğü arka plana atarak tarım politikaları ve tarımsal üretim planlamaları yapanları incelersek direkt olarak görebiliriz.

Sümerbank Basma Fabrikasını kapatıp tekstil sanayisine büyük bir darbe indirerek. Bölgedeki pamuk yetiştiriciliğine darbe vurdunuz. Basma yerine petrol içerikli kumaşlara insanlara mahkûm ettiniz. Pamuk kıyafetlerin fiyatları ile petrol içerikli ürünlerin fiyatları arasındaki fark gözler önündedir.

2006 yılında Tohumculuk Kanunu ile köylünün tohumluk satmasına yasak getirdiniz. İsrail’den, Rusya’dan tohum ihraç eden Fransız şirketinin eline mahkûm ettiniz. Bu tohumlarla daha verimli ürünler elde edileceğini söyleyip tarım teşvikleri ile üretmen köylümüzü giderek kendilerine mahkûm bıraktılar. Daha fazla su isteyen bu tohumlarla üretim yapabilmek için daha fazla sulama ihtiyacı duydular. O tohumlar kullanıldığında; ona uygun gübre ve ilaçlamasının da yapılması gerektiği yoksa üründe verimin azalacağı konusu var. Bu konuda da çiftçi tohum tekelleri tarafından yönlendirildi. Yılda iki ürün alma hedefiyle yapılan ve vahşi sulama yöntemi kullanılan bu bölgede kaçak su kuyularının açılması ve yer altı sularının çekilmesi ile tehlike yaratacak daha kötü sonuçların oluşmasına sebebiyet verecektir.

Tarım Kredi Kooperatiflerine, bankalara borçlandırarak deyim yerindeyse üreticinin ellerini, ayaklarını bağladılar.

Sadece Aydın’da  2, 5 milyon incir, 15 milyon zeytin, 1 milyona yakın turunçgil ağacıyla meyvecilik çok ileridir. Senede 110 bin ton incir, 110 bin ton zeytin ve 45 bin ton üzüm elde edilir. Ek olarak badem, ceviz, armut, kavun, karpuz, kestane, vişne, kiraz, kayısı, erik, elma ,Antep fıstığı ve her tür meyve bu bölgede yetişir .Enerji adına açtıkları jeotermal sahalarla bu üretime de büyük darbe indirdiler.

Ürettiği ürünü satarak yaptıkları masraflarını karşılayamayan üretmen hayvancılıkta para vardır diyerek oraya yönlendi. Tarlasına ektiği mısır, fig gibi ürünlerle de hayvanlarının yiyecek ihtiyacını karşılıyordu.

24 Ocak Kararlarını takiben 12 Eylül Faşizmini izleyen yıllardan başlayarak üreticiyi ithalatla terbiye etme gibi halk düşmanı bir politikayı günümüzde de dayatıyorlar.

Parababalarına bakın. En sağlıklısı diyerek pamuk, ipek elbise giyerler aynı şekilde genetiği değiştirilmiş tohumlarla üretilen ürünler yerine doğal ürünleri yetiştiren bir avuç üretmenin ellerindekini yüksek meblağlar vererek alırlar.

Bir diğer nokta dünyada birçok ülkede olduğu ülkemizde de sanayi atıkları ile nehri kirletenlerin bile bu gün günümüzde çevreci demeçlerini, kampanyalarını basında sıklıkla görüyoruz.

Sorunu salt olarak vahşi sulamaya indirgemek ve üretmen köylümüzü suçlamak en büyük yanlıştır. Burada gerçek suçlular yeraltı ve yerüstü kaynaklarımızı yerli ve yapancı parababalarına peşkeş çekenlerdir. Gerçek suçlular yanlış tarım ve su politikalarıyla üretmenimizin işsizlik pahalılık cehennemine atanlardır.

 

Halkçı Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları olarak ;

Acil olarak Meteorolojik, tarımsal, hidrolojik kuraklık ana ekseninde kuraklık yönetim planı çıkartılmalıdır. Bu planlama tarafsız bilimsel çalışan meslektaşlarımız tarafından yapılmalıdır.

Tarımsal, hayvancılık, içme ve kullanma, sanayi ve turizm su kullanımı ile ilinti planlamalar dünya genelinde değişen iklim koşullarına göre yapılmalıdır.

Bir damla bile tatlı suyumuzun denize dökülmesinin önüne geçilmelidir, gölet ve setlerle engellenmelidir.

Bölgede salma sulamanın  yerine bir an önce yağmurlama, damla sulamaya geçilmelidir. Bu konuda teşvikler verilmelidir.

Çoklu disiplinleri kapsayan bir yöntemle bütünleşik bir havza projesi uygulanmalıdır.

Tarımsal faaliyetler coğrafi koşullar göz önünde bulundurularak düzenlenmelidir

Acil olarak suya dayalı ürünlerin üretilmesine sınırlama getirilmeli, denetim mekanizması oluşturulmalıdır.

Bir tek bölgede değil tüm Türkiye de tarımsal alanda her yıl ekilecek ürünler ekim alanları çoklu disiplinlerin çalışması ışığında yeniden düzenlenmeli ve teşvik edilmelidir. Tüm yurt genelinde tehlike ve risk haritaları oluşturulmalıdır.

Kaçak kuyulara kesinlikle izin verilmemelidir.

Vahşi sulama yerine teknolojik ve bilimsel tedbirli sulama uygulamaları yapılmalıdır.

Mutlaka Bölgede ve Türkiye genelinde konusunda uzman jeofizik, jeoloji, geoteknik, ziraat mühendisleri başta olmak üzere mühendislik ve şehir plancıları disiplininden meslektaşlarımız görevlendirilmelidir.

Topraklarımızı AB-ABD Emperyalistlerine yerli ve yabancı parababalarına peşkeş çekmek yerine toprak reformu yapılarak acilen boş topraklar acilen tarıma açılmalıdır.

Bölgedeki HES, PHES, Kömürlü termik santral gibi uygulamalar bir an önce durdurulmalıdır.

Acil olarak Teknik ve bilimsel bir heyet oluşturulmalı, bitki hayvan ve toprak ıslahı vb konularda bilimsel çalışmalar yapılmalıdır.

Toprak ve su kaynaklarımızın geliştirilmesi ile ilintili kanun, tüzük ve yönetmelikler acilen yeniden değerlendirilmeli ve oluşturulmalıdır.

Kentsel ve endüstriyel atıklar tarafsız kurullar tarafından mutlaka denetlenmeli. Uymayanlar cezalandırılmalıdır.

Zirai kaynaklı kirlilik kontrol altına alınmalı, yerel tohumlar desteklenmelidir. 2006 yılında çıkartılan Tohumculuk Kanunu derhal kaldırılmalı, yerel üretim desteklenmelidir.

Halkçı Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları olarak Parababalarının ve temsilcisi iktidarın yıllardır uyguladığı yanlış politikalarla hayatımızı cehenneme çevirdiğini, yer altı ve yerüstü kaynaklarımızı talana ve yağmaya açtığını biliyoruz ve bu noktada mücadele ediyoruz. Tekrarlıyoruz.

ÖRGÜTSÜZ HALK KÖLE HALKTIR! ÖRGÜTLÜ HALK YENİLMEZ!

Örgütlenin ki Bu aşağılık, kokuşmuş, çürümüş Parababalarının düzeni yıkılsın artık..!

  KAHROLSUN PARABABALARI DÜZENİ..!

 

(1)Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü. S. 216

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.