Toprak günü kutlama değil mücadele günüdür.

Toprak günü kutlama değil mücadele günüdür.
17.06.2020
A+
A-

Toprak Bayramı kutlama değil mücadele günüdür

11 Haziran 1945 yılında Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu kabul edilir. 16 Haziran 1945 yılında yayınlanan 4760 sayılı Toprak Bayramı Kanunu da; Çiftçiyi Topraklandırma Kanununun kabul edildiği 11 Haziran’ı takip eden ilk pazar gününün her yıl Toprak Bayramı olarak kutlanacağını ilan eder.  11-17 Haziran tarihleri arası da Toprak Haftası olarak kabul edilir.

11 Haziran 1945 tarihinde kabul edilen Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun ana hedefi toprak dağılımında görülen adaletsizlikleri alınacak tedbirlerle önlemek, arazisi olmayan ya da yetmeyen çiftçilere yeter derecede toprak sağlamak olarak belirtilmiştir. Ancak kanunla ilgili tartışmalar bitmez ve kanun bu haliyle bir türlü uygulamaya konulamaz.

Toprak mülkiyeti dağılımının yeniden düzenlenmesi amacıyla büyük toprak mülkiyetinin sınırlandırılması yani toprak ağalarının topraklarının gerektiğinde kamulaştırılabileceği belirtilir kanunda.  Bu toprakların topraksız yahut az topraklı çiftçilere dağıtılabileceği belirtilir.

Ancak kesin bir kural olarak değil, bir olasılık olarak konan böyle bir madde bile toprak ağalarının tepkisini çekmeye yeter. Kanun ancak 1950 yılında 5618 sayılı yasa ile değiştirilerek, adından ve ortaya çıkış amacından tamamen farklı bir şekilde uygulamaya konulabilir. Kuşa çevrilen değiştirilmiş kanun, sadece bir miktar hazine toprağının köylüye dağıtımıyla sınırlı kalır. Bundan da yine büyük toprak ağaları yararlanır ağırlıklı olarak.

Bugün köylümüz topraksızlığın yanı sıra var olan tarım arazilerinin yapılaşmaya açılarak yok edilmesi, tarımsal girdi maliyetlerindeki yüksek artışlar altında ezilmektedir.

Toprağımızı tarım ilaçlarıyla zehirleyenler, en verimli tarım arazilerine Jeotermal enerji santrali kurarak araziyi kirletenler, tarım arazilerini imar planları içine alarak rant politikalarına alet edenler. Şimdi resmi kutlamalar yaparak Toprak Bayramını kutluyorlar. Üstelik Toprak Bayramının çıkış amacını yani topraksız köylüye toprak dağıtımını hiç ağızlarına dahi almadan.

Toprak üzerine her türlü oyunun oynandığı ve tarım ürünlerimizi ithal etmek zorunda bırakıldığımız bugünlerde böylesi günler, kutlama günü değil topraklarımızı ve verimli tarım arazilerimizi nasıl kurtaracağımızı düşünüp davranmamız gereken günlerdir.

Yerli tohumculuğu yasaklayan bir zihniyet nasıl olur da toprağımızı korur. Köylülerin çanına ot tıkayanlar, verimli arazilerimizin, köy meralarının yakınına Rüzgar Enerji Santrallari (RES) dikerek Parababalarının çıkarını savunanlar toprağımızı koruyamaz. Bizler Rüzgar Enerji Santrallerine karşı değiliz. Bizim karşı olduğumuz bu santrallerin, ormanların, meraların, köylerin olduğu yerlere ya da yakınına kurularak buralardaki doğal yapıyı bozmalarıdır.

Ormanlarımızın yakılmasına seyirci kalan, uçakları hangarlarda bekletenler topraklarımıza, ormanlarımıza sahip çıkamazlar. Topraklarımız üzerinde oynanan kirli oyunlar bitmelidir. Topraklarda o toprağı işleyenler söz ve karar sahibi olmalıdır. Bunun için de tarım politikalarımızın halkın yararına değiştirilmesi gereklidir.

Bu topraklara egemen olan Finans-Kapitalistler ve Tefeci-Bezirgan Sermaye ittifakı alaşağı edilerek Toprak Reformu başarılamadıkça, topraksız köylülerimize ve yarı göçebe insanlarımıza, ekip biçmek şartıyla toprak dağıtılarak onların orta halli üretmenler durumuna getirilmesi sağlanmadıkça, Köylü Meselesi çözülemez. Bu topraklarda köylüler aleyhine her türlü yasa, yönetmelik oyunları yapılarak topraklarımız üzerinde sağlıklı besin elde edilmesi ve hayvancılığın gelişmesi sağlanamaz. Oluşan erozyonla toprak kaybı da devam eder.

Halkçı Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları olarak;

Tarım arazilerinin imara açılması önlenmeli, ormanlarımız ranta kurban edilmemeli, diyoruz.

Ormanlar ve verimli topraklarımızda yerli-yabancı Parababaları tarafından maden işletilmesine, ormanlarda, mera ve tarım arazilerinde RES kurulmasına izin verilmemelidir. Bu konuda halkımız bilinçlendirilmelidir. Topraklarımız miras yoluyla bölünmemeli, son tekniklerle topraklarımız işlenmeli, ziraat mühendislerimiz bu konuda etkin ve söz sahibi olmalıdır. Ormanlarımız özelleştirilemez, ormanlarda açılan madenler derhal kapatılmalıdır.

Kamusal anlayışımız ile topraklarımızın korunmasının takipçisi olmaya devam edeceğiz. Bu böyle bilinsin. 17.06.2020

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.