Sulak Alanlarda Yağma Yasallaştı.

Sulak Alanlarda Yağma Yasallaştı.

Resmi Gazetede (19.3.2021) Sulak Alanları Koruma yönetmeliğinde iki önemli değişikliğin yapıldığı bir yönetmelik yayımlandı. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2021/03/20210319-3.htm

4 Nisan 2014 tarihli Resmi Gazetede yer alan SULAK ALANLARIN KORUNMASI YÖNETMELİĞİ ne ulaşabilirsiniz.

https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2014/04/20140404-11.htm

Ülkemizde ve dünyada emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin doğaya insanlığa karşı suç işlemedikleri bir gün geçsin. Tüm bunları değişik tanımlamalarla süslendirip gerçek anlamda halkın yararına gibi anlatmaya devam etmesinler.

Emperyalistler önce babaları öldürüp sonra çocuklara şeker dağıtıp tüm dünyaya şirin görünmeye çalışırlar. Ucundan kan damlayan kalemşörleri vasıtasıyla, hizmetlerindeki medya vasıtalarıyla .Hatta kurdukları vakıflar, STK vasıtasıyla . Çanakkale Kirazlı’da siyanürlü altın madenciliği projesiyle yüzbinlerce ağacı katleden Alamos Gold ve yerli iştiraki Doğu Biga Madenciliğin Çanakkale halkına yoğun bakım ünitesi armağan etmesi gibi. Delik deşik edilen Aydın’da Aydın Valisi olarak görev yaptığınız süre içerisinde yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarımızdan Jeotermal Enerjiye sağladığınız destek ve katkılarından dolayı Jesder adına şükranların sunulması gibi..

Yerli ve yabancı Parababalarının temsilcilerinin kamu yararına diye ortaya koydukları her şey tamamı ile sadece temsilcisi oldukları sınıfa hizmet etmektedir.

Yağma yasallaştı.

Sulak Alanları Koruma Yönetmeliğinin 22/d bendine göre sulak alanlarda; “İçme, kullanma ve sulama suyu projelerine ait baraj, gölet, kanal, kanalet, pompa istasyonu gibi zorunlu altyapı projeleri…” için izin verilebiliyordu.

​Türkiye’de 86 sulak alan bulunmaktadır. Bunların 14’ü Ramsar Alanı(BKZ EK1), 59’u Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan(EK2 Exel dosya) ve 13’ü Mahalli Öneme Haiz Sulak Alandır.

Tüm sulak alanların listesi : https://www.tarimorman.gov.tr/DKMP/Belgeler/Korunan%20Alanlar%20Listesi/3-%20sulak%20alanlar.pdf

Değişiklikle, kamu yararı verilen projeler ve bunların gerektirdiği yapılaşmalar için de izin verilebilmesinin yolu açılmış oldu.

“h) (d) bendinde düzenlenen zorunlu altyapı projeleri haricinde, kamu yararı kararı bulunan zorunlu altyapı projelerine, hazırlanacak Ekosistem Değerlendirme Raporu doğrultusunda, ekosistem bütünlüğünü telafi edici tedbirlerin alınması şartıyla Bakanlıkça izin verilebilir.

Maddeye eklenen Ekosistem Değerlendirme Raporunun etkinliğini mevcut durumda olan ÇED raporlarındaki ihlallerden biliyoruz.

MADDE 39/A – (1) Sulak alanlarda, Bakanlığa tahsis edilen yerlerde koruma, yönetim, işletme, tanıtım, sportif, eğlenme, dinlenme ve benzeri hizmetler için gerekli altyapı, üstyapı ve diğer tesisler Genel Müdürlükçe yapılır veya yaptırılır. Söz konusu tesislerin işletilmesi ve/veya işlettirilmesi Genel Müdürlükçe yapılır veya yaptırılır.”

Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) uygulamalarının geliştirilmesindeki ana neden nedir?

İnsanlar varoluşundan itibaren yaşamını çevresini değiştirerek sürdürmektedir. İnsanlığın ilerlemesini meydana getirdiği tüm OLUMLU gelişmeler doğanın düzgün, cömertçe kullanılması ile sağlanmıştır.

Hikmet Kıvılcımlı insanın ilk olarak komün ile var olduğunu belirtmektedir. Komünde teknik ve coğrafya üretici gücünden çok insancıl üretici güç belirleyicidir. İnsancıl üretici güç; insanların birbirleriyle ve insanların doğayla olan ilişkilerinden doğan somut eylemlerdir. Belirli somut şartlar altında işleyen insancıl üretici güçler “Kolektif Aksiyon” ve “Gelenek-Görenekleri” yaratmıştır. Toplum Biçimlerinin Gelişimi ve Tarih Devrim Sosyalizm kitaplarında çok net bir şekilde değerlendirilmiştir. Geniş bir şekilde bilgi almak isteyenler için linkler aşağıda paylaşılmıştır.

https://derlenisyayinlari.org/2018/12/22/toplum-bicimlerinin-gelisimi/

https://derlenisyayinlari.org/2012/01/01/tarih-devrim-sosyalizm/

Sanayileşmiş ve sanayileşmekte olan ülkeler doğal çevrenin hızla değişmesine ve yeni bir sosyal çevrenin doğmasına neden olmuştur. “Bu değişimi ilk yaşayan ülke sanayi devrimini yapan ilk ülke olan İngiltere’dir. Kömür madenleri, tekstil imalathaneleri, demiryolları ve tersaneler sanayinin muazzam bir şekilde yayılmasının somut göstergeleri olmuştur. Beraberinde ülke çapında sanayileşmeye hızlı bir kentleşme süreci (urbanization) eşlik etmiştir.” (Guha, 2000: 10)

Sanayileşme artıkça üretim ve tüketimin çevreye etkileri değişmiştir. Fabrikalar büyük ölçekli üretim yapabilmelerine oranla atık üreterek çevrenin kirletilmesine olan payı arttırmaktadır. Üretim sürecindeki her atık su alıcı ortamlara tekrar geri dönüş yaparak göl nehirleri kirletmesinin yanında canlı yaşantısını da tamamı ile olumsuz etkilemektedir.

Üretim tesislerinin yanında son kullanıcılarının atıklarının da eklenmesi ile birlikte kirletici etkenler daha da atmıştır.

Emperyalistler üretimden doğan hammadde ve enerji ihtiyaçları için acımasızca nerede bir yeraltı ve yerüstü kaynağı varsa saldırmaktadır.

Ormanlar, fauna(hayvan), flora (bitki, çiçek) amansızca Emperyalistler tarafından talan edilmekte nesiller tehlikeye atılmaktadır.

Fauna, flora ve ormanlar sanayileşmenin yanında uluslararası turizm ihtiyaçları, kaynakların uluslararası pazarlara peşkeş çekilmesi gibi sorumsuzca sömürülmekte ve talan edilmektedir.

Ormanlar, yeraltı ve yerüstü kaynakları genellikle ülkelerde devlet malıdır. Ulusal ve uluslararası düzeyde bunların yönetimlerini ele geçirmek daha kolay bir hale gelmektedir.

Ülkemizde de görüldüğü gibi yerli ve yabacı Parababalarının temsilcilerinin kaynaklarımızı nasıl hizmetlerine sundukları gözler önündedir. Özellikle ülkemizde bir gecede çıkan yasalarla talana açılan birçok yeri bilmekteyiz.

Parababaları nasıl alın terimizi sömürerek işsizlik pahalılık cehennemi yarattıysa, aynı şekilde doğal kaynaklarımızı sömürerek yaşam kaynağımız olan doğayı yok ederek bir cehennem yaratmaktadır.

Emperyalistler yarattıkları bu cehennemde çıkar yolu tüm dünyaya kendi fonladıkları projelerle insanların çevre bilinçleriyle ilişkilendirerek bulmaktadır. Çevre bilinci vermek için televizyonlarda kamu spotları, okullarda dersler, hatta ve hatta standartlar çıkartarak adeta günah çıkartmaya çalışmaktadır.

Ülkemizde ve dünyada küresel iklim değişikliği ekoloji ile ilintili değişik STK da olayın ana nedeninden uzaklaşıp farklı bir yöne çekmektedir. İllerde, İlçelerde hatta köylerde bile kurulan çevre örgütlerinin salt bölgelerinde bulunan sorunun üzerine yoğunlaşması örnek verilebilir. 

Ülkemizde yaşanan su sorununu inceleyelim.

Dünyadaki toplam su miktarı 1,4 milyar km3’tür. Bunun %97,5’u okyanus ve denizlerde tuzlu su olarak bulunmaktadır. Ancak %2,5’u (35,2 milyon km3) tatlı su formunda bulunmaktadır. Tatlı suyun %68,7’si buzullarda, %30,1’i yer altı sularında, %0,8’i donmuş topraklar içinde yer almaktadır.

Tatlı suyun sadece %0,4’ü yeryüzünde ve atmosfer içindedir. Bu suyun da %67,4’ü göllerde, %12,2’si toprak nemi olarak, %9,5’i atmosferde, %8,5’i sulak alanlarda, %1,6’sı nehirlerde, %0,8’i bitki ve hayvan bünyesinde bulunmaktadır.

Atmosferde bulunan su miktarı yaklaşık olarak 13 bin km3’tür. Yüzey tatlı sularının en çok bulunduğu yerler 90 bin km3 ile göllerdir. Bu miktar nehirlerin 40 katı, sulak alanların ise 7 katıdır. Dünya içme sularının %25-40’lık bölümünü yer altı suları sağlamaktadır.

Bu veriler ışığında insanoğlunun ihtiyaçları doğrultusunda kullanabileceği tatlı su kaynaklarının son derece sınırlı olduğu görülmektedir.

Dünyada 1,4 milyar insan yeterli içme suyundan yoksundur, 2,3 milyar insan sağlıklı suya hasrettir ve kişi başına su tüketimi yılda ortalama 800 m3’tür. 2025 yılından itibaren 3 milyardan fazla insanın su kıtlığı ile karşı karşıya kalacağı tahmin edilmektedir.

Türkiye Gerçeği

Ormanların oksijen deposu olması yanında en büyük özelliği suyu havzalarda koruyan dere, pınar halinde yavaş yavaş bırakan doğal barajlardır.

Tarihsel olarak baktığımızda 1956 yılında çıkarılmış 6831 sayılı Orman yasamızın 1986 yılında değiştirilmiş 2/B maddesi ile 1981 yılından önce orman niteliğini yok edilmiş (ORMAN KENDİ VASFINI KAYBETMEZ ,ORMANIN VASFI ANCAK YASA DIŞI KAYBETTİRİLİR) yerlere şehirler,kasabalar,köyler toplu olarak yerleşim alanları orman sınırları dışına çıkarılmaktadır. https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.3.6831.pdf

1998 yılında çıkartılan 4342 sayılı Mera yasasıyla da bedava yem sahaları küresel ısınmanın en temel önleyicisi meralar 2004 yılında eklenen bir geçici madde ile yasadışı işgal edip kendi adlarına tescil ettirmiş olanlara da imar affında olduğu gibi para cezası karşılığı af sağlamıştır.

Son süreçte meralarda otlatılacak hayvan ayak ve kellesi başına da para talep edilmektedir.

Son olarak da özellikle yabancı şirketlere peşkeş çekilerek madencilik ve jeotermal işletmeciliği arttı. Bu sayede parababaları paralarına para katarken havzaların su tutma özelliği yok edildi.

Büyük Menderes, Kızılırmak, Konya havzaları kuraklıkla burun buruna.

Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü Beyşehir gölünde su seviyesi 1 metrenin altına inmiş durumda.

Göller belgesi yok oluyor. Akşehir gölü tamam ile kurudu. Tuz gölü çok büyük oranda küçüldü.

Jeotermaller yer altı sularımızı kirletiyor.

Tarım ve su

Yeryüzündeki her canlı su ya ihtiyaç duyuyor. Çiftçiler için 2 unsur önem arz etmektedir. Verimli toprak ve su. Bugün Türkiye’de 6.5 milyon hektarlık bir alanda tarımsal sulama yapılmaktadır. Coğrafya ve çiftçinin bilgi ve deneyimleri koşullar ve yöntemler farklılaşsa da bazı sulama metotları daha fazla kullanılmaktadır. En fazla kullanılan sulama yöntemleri salma sulama, yağmurlama, damla sulama olarak sıralandırılabilir.

“Damla Sulama Yöntemi: Biber, salatalık, kabak.
Yağmurlama Sulama Yöntemi: Patates.
Damla ve Karık Sulama Yöntemleri: Domates, patlıcan, kavun, fasulye, bezelye.
Yağmurlama ve Karık Sulama Yöntemleri: Marul, brokoli, karnı bahar, havuç.
Damla, Yağmurlama ve Karık Sulama Yöntemleri: Karpuz, çilek, lahana, enginar.
Tava, Karık ve Yağmurlama Sulama Yöntemleri: Ispanak.
Tava, Yağmurlama ve Mini Yağmurlama Sulama Yöntemleri: Kayısı.
Karık, Tava, Damla ve Mini Yağmurlama Sulama Yöntemleri: Elma, erik, şeftali, kiraz, vişne, turunçgiller.” Ahmet Atalık

Tüm yukarıdaki ürünlerin yetiştirilmesi aşamasında gerekli olan su ihtiyacı karşılanırken birçok yanlışlık yapılmaktadır.

Halkçı Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları olarak uyarıyoruz su hayattır.

Madenlerle, jeotermal sahalarla, olamayan tarım ve su politikanızla geleceğimizi yok ediyorsunuz.

Bilim insanlarından oluşan bir kurul ile sulu tarıma ilişkin araştırma, planlama, projelendirme, işletme, inşaat, eğitim ve yayım çalışmaları için bir çalışma ivedilikle yapılmalıdır.

Gerçek bir toprak reformu acilen yapılması gerekmektedir.

IOT teknolojilerin kullanıldığı günümüzde en son teknolojiler kullanılarak çalışmalar yürütülmelidir.

En gelişmiş teknolojiyle üretim yapmak en vaz geçilmez ekonomi prensibidir. Yerli tohumculuk desteklenmelidir.

Sürekli olarak ticari gübrelemenin tarımsal üretimde kullanılması sonucu toprak yapısı bozulmakta, toprağın su tutma kapasitesi düşmektedir. Yeşil gübreleme ve hayvan gübresi kullanılması toprağın su tutma kapasitesini arttırmaktadır.

Mutlaka ekim mibzeri kullanılarak toprak işlemesiz tarım tercih edilmelidir.

İthal hibrit tohum su varsa verim göstemektedir. Kuraklık ve tuzluluğa dayanıklı tohum çeşitleri koşulsuz olarak geliştirilmelidir. Kurağa dayanıklı çeşitlerin kamu öncülüğünde geliştirilmesi zorunluluk haline getirilmelidir. Hibrit tohum yasaklanmalıdır.

Su kaynağı yeterli olmayan yerlerde çiftçiler kaçak yeraltı suyu kuyularına yönelmektedir. Kesinlikle yasaklanmalıdır.

Uygun olan üretimlerde klasik sulamadan kesinlikler yağmurlama ve damla sulama yöntemlerine geçilmelidir. Randıman %60 dan sırası ile %80 ve %90’a çıkabilmektedir. Bu da %20 ile %30’luk bir su tasarrufu demektir. Yağmurlama ve damla sulama için çiftçilere destek verilmelidir.

Sanayi sektöründe arıtma tesisine sahip işletmelerin oranı %11 civarındadır. Arıtma tesisi olmayan işletmelerin çalışma izinleri iptal edilmelidir. Belediyelerde mutlaka artıma tesisi olma zorunluluğu getirilmelidir.

Ülkemizde su kaynaklarının geliştirilmesi ve kullanımı ile ilgili kuruluşlar, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ), İller Bankası Genel Müdürlüğü, Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü (EİEİ), Orman Bakanlığı, Çevre Bakanlığı, Özel Çevre Kurumu Başkanlığı, Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Köy işleri Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Maliye Bakanlığı, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı ve Yerel Yönetimler olarak sıralanabilir. Türkiye’de su kaynaklarının entegre yönetimi için gerekli kurumsal yapı, sadece merkezi hükümet seviyesinde bulunmaktadır. Bilimsel çalışmalara dayanmayan yanlış politikalar yüzünden yeraltı ve yerüstü zenginliklerimiz talan edilmektedir. Halkçı Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları olarak izin vermeyeceğiz. 

EK1:Ramsar Alanı

Özellikle, su kuşları yaşama ortamı olarak uluslararası öneme sahip sulak alanların korunması hakkında sözleşme; (Ramsar Sözleşmesi) 1971 yılında İran’ın Ramsar şehrinde birçok ülke tarafından imzalanmış, ülkemiz ise 1994 yılında sözleşmeyi imzalayarak taraf olmuştur. Sözleşme ilk Ramsar’da imzalandığı için bu isimle anılmaktadır. Sözleşme 94/5434 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla 17.05.1994 tarihi ve 21937 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bu sözleşmenin imzalanmasına müteakip uluslar arası özelliklere sahip ülkemizdeki bazı sulak alanlar Ramsar Alanı olarak ilan edilmiştir. Bu alanların tamamı ayrıca değişik koruma statülerine sahiptir. Sulak alanlar; doğal veya yapay, devamlı veya geçici, sürekli veya mevsimsel, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gel-git hareketlerinin çekilme devresinde 6 metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan, başta su kuşları olmak üzere canlıların yaşama ortamı olarak önem taşıyan bütün sular, bataklık, sazlık ve turbiyerler ile bu alanların kıyı kenar çizgisinden itibaren kara tarafına doğru ekolojik açıdan su altında kalan yerler olarak tanımlanmaktadır.

1994 yılından beri Ramsar Sözleşmesine taraf olan ülkemizde; 1994 yılında Kayseri’de Sultansazlığı, Balıkesir’de Manyas Gölü, Kırşehir’de Seyfe Gölü, Mersin’de Göksu Deltası, Burdur  ve Isparta’da Burdur Gölü, 1998 yılında Samsun’da Kızılırmak Deltası, Bursa’da Uluabat Gölü, İzmir’de Gediz Deltası, Adana’da Akyatan Lagünü, 2005 yılında Adana’da Yumurtalık Lagünleri, Konya’da Meke Maarı, 2006 yılında Konya’da Kızören Obruğu, 2009 yılında Kars’ta Kuyucuk Gölü  ve 2013 yılında Bitlis’deki Nemrut Kalderası  olmak üzere toplamda 14 sulak alanımız Ramsar alanı olarak ilan edilmiştir.

Ramsar Sözleşmesi ile ilgili çalışmalar Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülmektedir.

Türkiye’deki Ramsar Alanları

Alanın AdıİlTarih
1Göksu DeltasıMersin1994
2Burdur GölüBurdur1994
3Seyfe GölüKırşehir1994
4Manyas Gölü (Kuş Gölü)Bandırma1994
5Sultan SazlığıKayseri1994
6Kızılırmak DeltasıSamsun1998
7Akyatan LagünüAdana1998
8Uluabat GölüBursa1998
9Gediz Deltasıİzmir1998
10Meke GölüKonya2005
11Yumurtalık LagünleriAdana2005
12Kızören ObruğuKonya2006
13Kuyucuk GölüKars2009
14Nemrut KalderasıBitlis2013

 

 

 

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.