Kütahya’da 14.528 hektar jeotermal kaynak alanı ihaleye açılıyor

Kütahya’da 14.528 hektar jeotermal kaynak alanı ihaleye açılıyor
08.07.2020
A+
A-

Jeotermal ihaleleri hız kesmiyor. Bir kötü haberde Kütahya’dan geldi .
25.06.2020 ER.3342077 (AR-226) Gediz-Fırdan, ER.3357596 (AR-234) Tavşanlı-Başköy, ER.3361338 (AR-236) Simav-Kalkan ve ER.3363860 (AR-237) Şaphane numaralı jeotermal arama ruhsatları hükümden düşmüş olup 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümleri gereğince şartnamesinde belirlenen esaslara göre ihale edilmesi kabul edilmişti.

Kütahya İl Özel İdaresi İl Encümeni Başkanlığından; “İlimiz sınırları içerisinde yer alan aşağıda belirtilen 4 adet Jeotermal Kaynak Arama Sahası 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanununun 4. Maddesinin 2. bendinde belirtilen şartları taşıyanlar arasında ruhsat verilmesi amacıyla, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 45. maddesine göre Açık Teklif Usulü ile Kütahya İl Özel İdaresi İl Encümeni toplantı salonunda İl Encümenince ihale edilecektir.”

Murat Dağının eteklerinden doğan Gediz Nehri ve Porsuk Çayı nın beslediği verimli tarım arazileri tehlike altındadır.

 

Dünya nüfusunun % 17’sinin elektrik ihtiyacının jeotermal enerji kullanımı ile sağlanabileceği tespit edilmiştir. Yenilenebilir enerji kaynaklarından olan jeotermal enerjinin, fosil yakıtların yerine kullanılması, sera etkisi yapan gaz emisyonlarının azalmasına neden olmaktadır. Fakat bununla birlikte, jeotermal enerjinin kullanımı çevreye fiziksel ve kimyasal zararlı etkiler yapabilir. Bu amaçla jeotermal araştırma ve uygulamalarında gerekli olan jeolojik, jeofizik ve kimyasal bilgiler toplanmalı ve bunların değerlendirilmesi yapılmalıdır.

Jeotermal kaynaklar, elektrik üretimi dışında, kullanıldığında sakıncalı olmuyor ama kaynağın kullanım hakkı jeotermal şirketlere verildiğinden bu kesim elektrik üretimi için kullanıyor. Türkiye’de Jeotermal Enerji Santrali (JES) kurulumu ve faaliyeti sırasında hiçbir yasaya uyulmaması, devlet eliyle yapılmaması ve kamuca denetlenmemesi, insan sağlığı ve tarımı gözden çıkararak elektrik üretilmesi kabul edilemez.

Jeotermal enerjinin tarım alanında kullanıldığında da sakıncalar doğurduğu, yaşanarak görülen gerçekliktir.

Jeotermal enerjinin kullanılmasında yer seçimi çok önemlidir. Bu sistem yerleşim birimlerinden uzakta ve verimli araziler ile zeytinliklerin dışında kurulmalıdır.

JES’lerin saldığı buharın içinde bulunan yoğuşmayan gaz miktarı dünyada yüzde 1-2 iken, Aydın ilinde yapılan araştırmada % 21 bulunmuştur. Salınan gazlar; karbondioksit, kükürtdioksit, hidrojen sülfür, civa, amonyak, metan, etan, radon ve toryumu kapsamaktadır. Aydın ilçelerinde oluşan çürük yumurta kokusunun nedeni JES’lerin saldığı kükürtdioksit ve hidrojen sülfürdür bunlar da insan sağlığına zarar vermektedir.

Jeotermal sisteminde sağlıklı denetim yapılmadığından, JES firmaları tarafından filtre sistemi kurulmadığından, bacalardan pis koku yayılmakta, halk sağlığına zarar vermektedir. Kanser vakaları çoğalmaktadır. Kadınlarda meme kanseri, erkeklerde akciğer kanseri artmaktadır.

İzinlendirme sürecinde ÇED raporu istenmesinin yanı sıra, “Sağlık Etkilendirme Raporu” istenmelidir.

Jeotermal kaynaklarının bulunduğu alanlar tarıma elverişli alanlardır. Burada, İzmir ve Ege gibi tarımsal ürünler açısından marka olmuş alanlarda jeotermal saha açmak, üreticileri aç bırakmak ve halkı sağlıklı ürünlerden yoksun bırakmak anlamına gelir.

5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu Md.3’te yer alan “Kaptaj” başlıklı kısma göre; “Akışkanın doğal olarak ve bilimsel yöntemler ve uygun araçlar kullanılarak rezervuardan yeryüzüne ulaşmasından itibaren kirlenmesinin önlenerek ve korunarak daha sağlıklı şekilde değerlendirilebilmesi için kullanım öncesi özel teknikle yapılan “toplama havuzlarında” galeri ve/veya kuyularda biriktirilmesi işlemidir.”

Toplama havuzu yönetmelikte olmasına rağmen JES firmalarınca yapılmadığından, yönetmelik hiçe sayıldığından, derelere akıtılan sudan ağır metaller araziye karışmakta ve tarımsal ürünlere zarar vermektedir.

Kaldı ki akışkanı bir tek damla dahi derelere salmamanın tek yolu; Jeotermal işletmelerce açılacak ilk kuyunun reenjeksiyon kuyusu olarak açılması, bilahare diğer kuyuların açılmasıdır. Ancak bu sistemler şirketlerce kullanılmadığı için vahşi yöntemlerle derelere ve araziye akışkan bırakılmaktadır.

Araziye karışan bu maddeler hayvancılığa darbe vurmaktadır. Özellikle büyükbaş hayvanlardan elde edilen et ve süt üretimine zarar vermektedir. Verim düşmekte, hayvanlar döle gelmemekte, düşükler ve anomali doğumlar jeotermal bölgelerinde artmaktadır.

Ege Bölgesi, deprem açısından riskli bölgedir. Fay hatlarının aktif ve çok olduğu bir bölgede kapasiteden fazla çekim yapılması, arazide çökmeye yol açar. Bu son derece risklidir. Jeotermal kaynakların fazla kullanıldığı arazilerde yapılan reenjeksiyon, sismik aktiviteyi tetiklemekte ve depreme sebep olmaktadır.

Her tür yeraltı rezervuarında sıvı çekimi, gözenekli alanda basınç azalmasına neden olur ki, bu, çökmeyi oluşturmaktadır. Çökme, yeraltı suyu rezervuarlarında, petrol rezervuarlarında ve jeotermal rezervuarlarda gözlemlenir.

Jeotermal sahalar genellikle yüksek sismik aktiviteli alanlarda oluşurlar. Bu durumda, tümüyle jeotermal alanda  çekimle ilgili olmayan depremler sürekli olur. Düşük ölçekli mikro depremler sismik olaylardır ve sadece cihazlar ile ölçülebilir.

Deprem hakkında hamasi nutuklar atanların, deprem riski olan bölgeleri jeotermal saha ilan etmesi ne kadar halksever ve ne kadar inandırıcı olduklarını göstermektedir. Bu aynı zamanda, o bölgedeki arazilerin alım satım değerini azaltacak, gözünü kâr hırsı bürümüş olanlar arazileri ucuza kapatacaklardır.

Jeotermal sahalarda hava ölçümleri mutlaka ve peryodik yapılmalıdır. Zehirli gaz ölçümleri sınırları aşıldığında insan sağlığına ve hayvanlara zarar vermektedir.

Halkçı Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları olarak açıkladığımız nedenlerden dolayı vahşi yöntemlerle, yanlış yer seçimleriyle, standart dışı imalatlarla yapılan jeotermal enerji kullanımının zararları göz önüne alınarak ihale iptal edilmelidir. Jeotermal enerji kullanımı devletleştirilmelidir.

Topraklarımızın jeotermal şirketlerine, sit alanlarımızın  rantçılara,maden ocaklarına peşkeş çekilmesine karşı kararlıca mücadele edeceğiz  ve takipçisi olacağız. Halkımıza ve meslektaşlarımıza olan sorumluluğumuz bunu gerektiriyor ve yerine getirmede kararlıyız. Halkımızı ve meslektaşlarımızı çevre,doğa,sit alanları tahribatına karşı mücadele eden halkımıza sahip çıkmaya ve örgütlü mücadele vermeye çağırıyoruz.

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.