Köy enstitü binaları koruma altına alınmalı,ranta kurban edilmemelidir.

Köy enstitü binaları koruma altına alınmalı,ranta kurban edilmemelidir.
14.06.2020
A+
A-

Köy Enstitüleri Cumhuriyetin kazanımı olup yetiştirdiği yüzlerce eğitimciyle bir aydınlar ordusu oluşturmuştur. Yoksul halk çocuklarının umut kaynağı olmuş. Kız ve erkek öğrenciler birlikte okuyup birlikte üretimde bulunmuş ve değerler yaratmışlardır.
Köy Enstitüleri kuruluş yerleri bilinçli seçilmiş, okulları projelendirilmiş ve sağlam, güvenilir yapılar olarak günümüze kadar gelmişlerdir. 1940’lardan bu yana varlıklarını bina olarak sürdürmüşlerdir. O yılların tekniğiyle bugüne dek ayakta duran bu binalar “tarihi eserler “ olarak koruma altına alınmalıdır.
İşte sözünü edeceğimiz köy enstitüsü ; Konya Ereğli İvriz Köy Enstitüsü olup İvriz Sosyal Bilimler Lisesi olarak varlığını sürdürüyordu. Yatakhanelerini kapattılar. İşliklerini kapatmışlardı. Sıra binaların yıkılıp Arazilerine el koymaya geldi.
Rantçılar buraya da gözünü dikti. Bu okulların kapatılmasını ve arsalarını başka amaçlarda kullanmak istemektedirler.Buraya göz diken AKP milletvekilleri şunu iyi bilsinler Köy Enstitüleri zamanında kapatanlar Türkiye’nin eğitim sisteminde en büyük hatasını yaptılar. Hasan Ali Yücel’lerin ve İsmail Hakkı Tonguç’ların kemiklerinin sızlatılmasına izin vermemek için mücadele edeceğiz. Çünkü biz Halkçı Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılarıyız. Halkımızın sorunları bizim sorunumuzdur. Nerede bir hak ihlali varsa bizi karşılarında bulacaklardır.
İvriz Köy Enstitüsünü tanıyalım ki neden sahip çıkılması gerektiği anlaşılsın.
“ İvriz Köy Enstitüsü adını, Enstitünün kurulduğu yerin 9 km. doğusundaki İvriz köyünden almaktadır. Köy, Toros Dağlarının İç Anadolu’ya bakan yamacında derin bir vadinin önünde kurulmuştur. Bu köyden doğan ve Ereğli ovasına yaşam veren bir su kaynağı vardır. Bu kaynağın doğduğu yerdeki kayalara Hititler yıkıldıktan sonra bu yörede hüküm süren TVANA KRALI WARPALAWAS tarafından yaptırılan bir kaya anıtı vardır (İ.Ö. 742).
Burası neden seçilmiştir?
1940’lı yıllarda öğrencilerin sağlıklı yaşayıp güvenilir eğitimlerini sürdürmeleri için okul yeri seçilirken dikkat edilen hususlar şunlardır ;
“1) Tren yoluna yakınlığı,
2) Gerek tarım, gerekse tarım ve içme sularının kolayca sağlanması,
3) Bölgesine giren illere yakınlığı ve bu valiliklerle haberleşmenin kolayca sağlanması,
4) Sıtmalı sahalardan hem uzak, hem de yüksek oluşu ve kuzey rüzgarlarına açık bulunuşu,
5) Yakınındaki köylerin özellikle meyvecilik ve sebzecilik yönünden müsait araziye sahip olmaları,
6) İnşaat malzemesinin esasını oluşturan taş ve kumun yakında bol miktarda ve çok iyi cinsten oluşu,
7) İvriz’den Ereğli Bez Fabrikası’na giden elektrik hattının İvriz Köy Enstitüsü’nün arazisi içinden geçmesi nedenleriyle enstitü’ye en uygun yer olarak seçilmiştir.
“İvriz Köy Enstitüsü, Düziçi Köy Enstitüsü’nün yardımlarıyla gelişmiştir denilebiler. İvriz Köy Enstitüsünün asıl kurulacağı yer, Gaybi, Durlaz, Dedeköy köylerinin civarında, Zanapa ile Ereğli arasında, Ereğli’ye 10 km. uzaklıktadır.
“Bir taraftan arazi istimlakine girişilmiş ve yukarıda adları geçen köylerin civarında (2500 dönümlük) bir alan sağlanmıştır. Bu arazinin bir kenarından İvriz çayı ve bu çaydan alınan bir su arkı geçmektedir. Gaybi köyünün yamaçlarına bu toprakların kuzey ve batısında Ereğli ovası alabildiğine uzayıp gitmektedir.
“Yapılacak binaların yerleşim planı ve projeleri yarışmasında Yüksek Mimar Prof. Dr. Mühendis Mukbil Gökdoğan, Yüksek Mühendis Mimar Eyüp Kömürcüoğlu ve Yüksek Mimar Emin Necip Uzman’ın ortak projesi kazanmış ve uygulama proje doğrultusunda gelişmiştir. Sonra Akçadağ, Düziçi, Çiftler, Pazarören, Kızılçullu’dan gelen yeni ekipler de yaptıkları tesislerle kuruluşu kolaylaştırmışlardır
http://koyenstitulerivakfi.org.tr/…/…/mayis_haziran_2010.pdf )
Bunları neden yazdık. Bir okul binasını seçerken bile yer seçimine dikkat edilen anlayıştan günümüzde yer seçiminden dolayı hak ihlallerinin yapıldığı günler yaşıyoruz. Her bölgede yapılmak istenen sözde mega projeler ve uygulamaları ile halkın haklı tepkisi yanlış yer seçimlerinden kaynaklanmaktadır. HES, RES, JES ve maden ocakları ihlalleri , 3. Havalimanı, Kanal İstanbul, Kanal Çeşme bunlara örnektir.
İvris köy enstitüsünün binalarının depreme dayanıklı olmadığı şimdi akıllarına geldi. Hangi tarihi eser depreme dayanıklı değil diye yıkılıyor ki bunu bahane ediyorlar kapatmak için.Aslında o dönemin parmakla sayılan mimar mühendis ve bilim insanlarınca bina projeleri hazırlanmıştır. Bu nedenle koruma altına alındığı görüşündeyiz.
Bakın 87 yaşındaki İvriz Köy Enstitüsü mezunu Hasan Can’a kulak verelim; “Köy Enstitüsü Türkiye çapında bir okul. AKP’li bir vekil buradan rant sağlamak için okulu kapattırmak istiyor. Geçen yıl kapatamadılar. Bu senede benim hastalığımdan yararlanarak ve deprem bahane edilerek kapatmak istiyorlar. Depreme dayanıklı değildir raporu vermişler. Okul dört köyün ortasında. Yatakhane, yemekhane boşaltılmış.Öğrenciler darmadağın oldu. Benim çabam okulun yaşatılması yönündedir. Çocukların aileleri de perişan. Benden başka okul için uğraşan yok. Önce FETÖ’cülerle uğraşıyordum şimdi de bunlar çıktı başımıza. Yatakhane boşaltıldı, çocuklar okula servisle gidip geliyor. Ben bu okulun yaşatılmasını istiyorum.” (Cumhuriyet 5 Şubat 2020)
Kuruluş dönemi Milli eğitim sisteminde bu enstitüler için arazi kamulaştırılıp öğrenciler arazilerde hem çalışıp hem okullarda eğitim görüyorlardı Okul kampüs gibiydi. Yatakhanesi derslikleri ,yemekhanesi, reviri ile 32 binadan oluşuyordu. Yani üretim için eğitim,iş için eğitim anlayışı hakimdi. Ama anlayış değişmesiyle birlikte ne oldu görelim.Öğrencilerin sağlık sorunları çözülüyordu. Öğrenciler mutlaka bir müzik aleti çalmak suretiyle “Müzik ruhun gıdasıdır” mantığı ile Yeni İnsan yetişiyordu. Bu okullarda tecavüz yoktu, üretim vardı. Eşitlik vardı. Cins ayrımı yoktu. Halk çocukları okuyordu. Vatansever insanlar yetişiyordu. Birlikte yaşayıp, birlikte okumak, birlikte üretmek ve mezun olduklarında halkçı öğretmenler olarak başarıya koşmak, halkı aydınlatmak idi görevleri. Okul yerleri bu hedefe göre seçilmiştir. İmece yöntemi ile tüm Köy Enstitü emekçileri İvriz’e yardıma koşmuşlardır. Bu gönüllü çalışmayla bu enstitü kurulmuştur. Örnek alınması gereken bir yöntemle yapılan bu kurumlar rantçılara kurban edilmemelidir.
“Enstitü, 2500 dönümlük bir araziyi kamulaştırmak suretiyle tarım çalışmalarına başlamıştır. Arazi sulanmakta, çeşitli tarım işlerine elverişli durumdadır. Enstitü’nün kurulu yerinin seçilmesinde bu arazi, su kolaylığı, tren yerine yakınlığı ile, kesimine giren illerle bağlantılarının kolaylığı, belli başlı koşullar olarak düşünülmüştür.” (Şevket Gedikoğlu, “Köy Enstitüleri”, Ankara, 1971, s. 46.)
Bu tabii ki Türkiye’deki egemen zümrenin yani finas-kapital ve tefeci-bezirgan sermayenin işine gelmedi. Çünkü aydınlanan halk onlar için tehlikeydi. Sadece onlar için değil onları yöneten Emperyalizmin işine de gelmeyecekti. Yapılan baskı ile Köy enstitülerinin kapatılması sağlandı. Ama bu iş için öncelikle yapmaları gereken işlem şuydu ki bu işlemi yaptılar. İşte bu işlem;
“ 20 köy enstitüsü ile birlikte bu enstitünün de, 27 Ocak 1954 tarihli ve 6234 sayılı kanunla arazileri ellerinden alınmış, işlikleri kapatılarak öğretmen okulları ile birleştirilmiştir. İlgililer, bu tarihin köy enstitülerini kapattığı görüşündedirler. Köy Enstitüler’ inin başlangıcını ilgililer, 1937’de İzmir’de (Kızılçullu’ da) kurulan ilk Köy Öğretmen Okulu’na kadar götürmektedirler. (Asıl kuruluş kanunu, 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı kanundur.)
İşte kırsal kalkınmadan korkanlar Köy Enstitülerinin işliklerini kapatmışlardır. Bugünde arazilerini ellerinden alıp orada rant yaratmaya çalışanlar için 32 binadan oluşan bu okullar engeldir. Ortadan kaldırılması gerekir ki imara açsınlar ve rant elde etsinler.
Neden korktu o dönemin siyasi iktidarı çünkü bir tarım ekonomi modeli oluşturuyordu Köy Enstitüleri “1940-1946 arasında, 15.000 dönüm toprak işlenmiş, 750.000 fidan dikilmiş, 1.200 dönüm bağ oluşturulmuştur. 1937-1946 arasında ayrıca, 150 büyük yapı, 60 işlik, 210 öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 12 elektrik santralı, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 3 balıkhane, 100 km yol ve bunlardan başka da su boruları döşenmiş, kanalizasyonlar açılmıştır.” (Çetin Yetkin, “Karşıdevrim: 1945-1950, Kilit Yayınları, Ankara, 2011, s. 235.
Bu rakamlar tefeci-bezirgan sermayeyi öyle korkuttu ki önlem olarak işlikleri kapattılar ve öğretmen okulları ile birleştirerek üretimden kopardılar eğitim emekçilerini ve öğrencilerini. Korktular, şimdilik başardılar.
Ama yasaları delebilecekler mi göreceğiz ?
“Kültür Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Abdullah Dörtlemez imzasıyla 4 Ocak 2000 tarihinde aralarında Konya Valiliği’nin de bulunduğu 21 İl Valiliği’ne gönderdiği yazıda, “Yurt düzeyine yayılmış bulunan Köy Enstitüsü binaları , önemli tarihsel ve kültürel süreçlere tanıklık eden ve Cumhuriyet döneminin Atatürk ilkelerini yaşama geçirmek üzere eğitim ve çağdaş uygarlık hedefini simgeleyen kimlikleriyle 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 6. maddesi gereği korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarıdır” deniliyor” (Cumhuriyet 5 Şubat 2020)
İşte yasal olarak kültürel bir varlık olan binalara hiçbir parababası dokunamaz. Buna izin verilemez. Bu oyun bozulur.
Bunun için Halkçı Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları tüm meslektaşlarımızı ve halkımızı tarihi değerlerimize sahip çıkmaya ve bilimsel, demokratik laik eğitimin simgesi olan bu kurum binalarını korumak için mücadele etmeye davet ediyoruz. Haydi Görev Başına.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.