İstanbul Sözleşmesini Feshetmek Kadına Şiddeti Meşrulaştırmaktır!

İstanbul Sözleşmesini Feshetmek Kadına Şiddeti Meşrulaştırmaktır!
20.03.2021
A+
A-

Kadınlara yönelik şiddet ve Aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi 9 sayılı kararnamenin 3 üncü maddesine göre feshedildi.

2008’de 80, 2009’da 109, 2010’da 180, 2011’de 121, 2012’de 210, 2013’te 237, 2014’te 294, 2015’te 303, 2016’da 328, 2017’de 409, 2018’de 440, 2019’da 474,2020’de 300 kadın öldürüldü, 171 kadının ölümü de “şüpheli” olarak kayıtlara geçti. Toplam 3.656 kadın öldürülmüştür.

Şu acı gerçeği de belirtelim, resmi verilerin dışında tecavüz ve istismara uğrayan, intihara zorlanan kadın sayısı bu rakamlara dahil değil. Bu sayılardan da gördüğümüz gibi, Covid-19 Pandemi döneminde kadına yönelik şiddet ve ev içi tacizler de artmıştır.

Her gün yazılı ve görsel haberlere malzeme olan, vahşice öldürülen, tecavüz ve tacize uğrayan kadınlarımız…

İşte bu yüzden çocuk ve kadınlara yönelik şiddet, tecavüz, taciz ve katliamları bir nebze de olsa engelleyecek, azaltacak ve hızla Ortaçağ karanlığına götürülmek istenen kadınlarımıza nefes aldıracak olan İstanbul Sözleşmesi derhal uygulanmalıdır.

İstanbul sözleşmesinin sadece bir nebze azaltacak olduğunu biliyoruz. İstanbul sözleşmesinin yanında CEDAW’ında bir an önce uygulanması gerekmektedir.

Halkçı mühendis Mimar ve Şehir Plancıları olarak defalarca yazılarımızda kadının kurtuluşunun işçi sınıfından bağımsız olmadığını belirtmiştik.

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi (CEDAW) ve İstanbul Sözleşmesi’ni (İS) inceleyelim.

CEDAW, BM’nin Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi’dir. CEDAW bir BM sözleşmesidir yani küresel düzeyde geçerliliği vardır ve 193 BM üyesi devletin 189’u tarafından onaylanmıştır. CEDAW kadınların insan hakları alanında geniş kapsamlı bir sözleşmedir; hatta bu belge için ‘kadınların insan haklarının küresel anayasası’ denilmektedir. Bu sözleşme çalışma yaşamından özel yaşama, eğitimden, siyasete ve toplumsal kaynakların dağılımına kadar aklınıza gelebilecek her alanda kadınlara karşı ayrımcılığın yok edilmesini öngörmektedir. CEDAW içerisinde kabul edildiği dönem itibari ile kadına karşı şiddet yabancılaştırıcı ve uzak bulunduğu için kadına karşı şiddet içerisinde yer almamaktadır. Sonrasında eklemeler yapılmıştır.

İS (İstanbul Sözleşmesi) Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ya da bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi, 45 ülke ve Avrupa Birliği üyeleri tarafından imzalanan, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önleme ve bununla mücadelede temel standartları ve devletlerin bu konudaki yükümlülüklerini belirleyen uluslararası insan hakları sözleşmesidir.

Sözleşme, Avrupa Konseyi tarafından desteklenmektedir ve taraf devletleri hukukî olarak bağlar. Sözleşmenin dört temel ilkesi; kadına yönelik her türlü şiddetin ve ev içi şiddetin önlenmesi, şiddet mağdurlarının korunması, suçların kovuşturulması, suçluların cezalandırılması ve kadına karşı şiddet ile mücadele alanında bütüncül, eş güdümlü ve etkili işbirliği içeren politikaların hayata geçirilmesidir. Kadına karşı şiddeti bir insan hakkı ihlali ve ayrımcılık türü olarak tanımlayan, bağlayıcı nitelikte ilk uluslararası düzenlemedir. Tarafların sözleşme kapsamında vermiş oldukları taahhütler, bağımsız uzmanlar grubu GREVIO tarafından izlenmektedir.

Bu sözleşmenin altında imzası bulunanlar neyi gerekçe göstererek imzalamışlardı?

24 Kasım 2011’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 247 vekilden 246’sının kabul oyu, 1 vekilin çekimser oy vermesi ile “onaylayarak”, parlamentosundan geçiren ilk ülke olmuştur. Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Avrupa Konseyi Dönem Başkanlığının Türkiye’de olduğu sırada imzalanan Sözleşmede “Kadına karşı şiddet alanında ilk uluslararası belge olan söz konusu sözleşmenin müzakere sürecinde ülkemiz tarafından öncü rol oynanmıştır.” ifadesine yer verildi. Recep Tayyip Erdoğan tarafından TBMM’ye yollanan tasarının gerekçesinde de Sözleşmenin hazırlanması ve sonuçlandırılmasında Türkiye’nin “öncü rol” oynadığına dikkat çekildi. Erdoğan, Türkiye’nin sözleşmeye “çekincesiz” imza koyduğunu, birçok ülkede “ekonomik kriz” nedeniyle çıkmayan uyum yasalarının Türkiye’de 6284 sayılı koruma kanunu ile çıkarıldığını belirtti. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ise Sözleşmeye taraf olunması hakkında “önemli bir iradedir, gereğini yapmak da hepimizin görevidir” açıklamasında bulundu.[  Bakanlığın yeni gelişme ve ihtiyaçlar karşısında 2012-2015 arasını kapsayacak Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı’nda da (2012-2015) “Sözleşmenin ışığında” ifadesiyle eylem planının hazırlandığını ifade etti.”

Aynı yasasıyı Avrupa Konseyi Dönem Başkanı iken savunan Recep Tayyip Erdoğan Temmuz 2020’de “Halk istiyorsa kaldırın. Halkın talebi kaldırılması yönündeyse, buna göre bir karar verilsin. Halk ne derse o olur” açıklamasını yaptı. Numan Kurtulmuş da hemen akabinde “Nasıl usulünü yerine getirerek bu sözleşme imzalanmışsa, aynı şekilde usulü yerine getirilerek bu sözleşmeden çıkılır” demesi üzerine Sözleşme kamuoyunda ve siyasi gündemde genişçe yer almaya başladı.

Yasa çıkarıldıktan sonra birçok konuda basında çalışmalar yapıldığına dair haber yayınlandı . Bu günde basında aynı şekilde yasalarla güvence altına aldıklarını dile getirmektedirler.

Yasa diye dillendirdikleri 6284 sayılı Yasa sözleşmenin öngördüğü şekilde aynı evi paylaşan, geçmişte paylaşmış olan veya farklı bağlarla birbirine bağlı olabilecek olan kişilerin toplumsal cinsiyete dayalı şiddete uğramaları durumunda onları koruyan bir yasadır. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/03/20120320-16.htm

Yasanın çıktığı tarihten bugüne bakıldığında bütün devlet kurumlarında eğitim kurumlarında hatta plan ve programlarında dahi Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yok ettiler. Zararlı ve tehlikeli bir terim haline getirdiler.

ŞÖNİM’lerin (Şiddet Önleme Merkezleri) ve  KADES diye bilinen yeni bir akıllı telefon uygulamaları ile televizyonlarda boy boy reklamlar verip borazancı lığını yaptıranlar istatistik kurumlarındaki verilerde bile artık kadın cinayetlerini saklayamaz duruma geldiler.

 

Ne CEDAW ne de İstanbul Sözleşmesi kadın sorununu çözemez. Sadece bir nebze azaltabilir.

Kadının Kurtuluşu İşçi Sınıfının Kurtuluşundan Bağımsız Değildir!

Kadının Kurtuluşu Sınıfsız Toplumdadır!

Halkçı Mühendis Mimar ve Şehir Plancısı Kadınlar olarak yineliyoruz…. 

Kadınlar, bütün sınıflı toplumlarda ikinci sınıf, ezilen cinsiyet durumuna düşürülmüştür. Aşağı görülür, maskaraya çevrilir, ayaklar altına alınır.

İçinde yaşadığımız emperyalist (tekelci kapitalizm) sistemde milyonlarca yoksulun karşısında bir avuç Parababasının rezilcesine lüksü bulunmaktadır. Bir tarafta bu bir avuç Parababasının lüksü büyürken, diğer tarafta işsizlik, kısıtlamalar, hacizler, işten çıkarılmalar yayılmaktadır. Evet, milyarderler vardır ve fakat zenginliklerinin ve lükslerinin kökeni milyonlarca kadın ve erkek işgücünün yarattığı artı değerin sömürülmesidir. Kadın hem fabrikada sömürülür hem de kadın olduğu için ikinci defa sömürülür, çifte sömürüye uğrar.

Ülkemiz genelinde erkeğin iş gücüne katılımı %70’ler düzeyindeyken, bu oran kadınlar için %30’lar mertebesindedir. Kadının işgücüne katılım oranı kentlerde %15’lerdeyken kırsal alanda bu oran %45’ler düzeyindedir. TMMOB verilerine göre kadın ve erkek mühendislerin oranı kadınlar aleyhine 1/6’dır.

Mühendislik, özellikle belirli mühendislik disiplinleri erkeklerin yapabileceği-başarılı olabileceği meslekler olarak görülmektedir. Mesleğin icrasında kadın olmanın niteliksel olarak bağdaşmadığı düşünülmektedir. Bu nedenle birçok kadın meslektaşımız iş bulmada çeşitli engellemelerle karşılaşmaktadırlar. Bunu kamusal alanda ve özel sektörde işe alımlarda çoğu zaman görebiliyoruz.

Kadının üretime katılımının önündeki en büyük engel doğurganlığı, analığı, ev işleri ve çocuk bakımı gibi işlerin kadının sorumluluğu olarak görülmesidir.

İş görüşmelerinde evlilik, doğum gibi konular kadın meslektaşlarımızın karşısına çıkmaktadır. Hatta bazı iş yerlerinde belirli bir süre doğum yapmayacağına dair taahhüt almaya varacak kadar insanlık dışı uygulamalar da gözlemlenmektedir.

Bizler mühendislik mesleğimizi icra ederken nasıl sorunları net olarak belirleyip daha sonra bilimsel yöntemlerle çözümler üretiyorsak, mühendislik, mimarlık ve şehir plancılık alanlarında kadın sorununu da aynı şekilde görmeliyiz. Anlamak ve çözüm üretebilmek için olayı tümüyle görmek gerekir.

Kadın Sorununun ana kaynağı nedir?

Hayvanlık konağından insanlık konağına geçişte Kadın başrolü oynamıştır. Bundan en az bir milyon yedi yüz bin yıl önce, bugünkü insan ortaya çıkıyor, insanlık konağına adım atıyor. İnsanlığın sınıfsız yaşadığı bu İlkel Komünal toplum döneminde Anacıl Düzen hakimdir. Kadın o düzende önderdir; fakat, her iki cinsiyeti de aşağılamayan, ezmeyen, sömürmeyen, şiddet uygulamayan bir önderdir.

Ne zaman ki Çoban Toplumu (Orta Barbarlık) Aşamasında, Sürü Ekonomisine geçişle birlikte maddi zenginlik erkeğin eline geçmiştir, o zaman kadın toplumda ikinci plana itilmiş, alt edilmiştir. Anacıl-Anaerkil (Anahan) düzenin yerini Babaerkil (Babahan) Düzen almıştır. (Bknz. Hikmet Kıvılcımlı-Kadın Sosyal Sınıfımız)

O günlerden bugünlere kadının ezilmişliği katmerlenerek artmış ve bütün Sınıflı Toplumlarda kadın çifte sömürüye maruz bırakılmıştır. Bugün insanlığın yarısı olan kadın ne yazık ki insanlığın diğer yarısı olan erkekler tarafından ezilmekte, aynı zamanda erkek emekçi kardeşleriyle birlikte Sermaye Sınıfı tarafından bir kez daha sömürülmektedir.

Bugünkü dertlerimizin en önemli kaynağı bu kahrolasıca Sömürü Düzenidir. Yani Kadın Sorununun kaynağı, feministlerin iddia ettiği gibi sadece erkekler değildir. Sömürücü sınıfların içerisinde de kadınlar vardır. Dolayısıyla Kadın Meselesi sadece erkek düşmanlığına indirgenemez, bu sınıfsal bir meseledir.

Kadın ve erkek emekçiler olarak bu kahrolasıca Parababaları Düzenini yok etmeden kurtuluşumuz mümkün değildir. Kadının Kurtuluşu İşçi Sınıfının Kurtuluşundan Bağımsız Değildir!

Kadının Kurtuluşu İşçi Sınıfının Kurtuluşundan Bağımsız Değildir!

Kadının Kurtuluşu Sınıfsız Toplumdadır!

Bugün yaşadığımız tüm sosyal sorunların çözümü ancak içinde bulunduğumuz sınıflı toplumun, insanın insanı sömürmesine ve ezmesine dayanan toplum düzeninin ortadan kaldırılmasıyla gerçekleşecektir. Bu sömürü düzeni, talan düzeni sürdükçe kadının ezilmişliği de kaçınılmazca devam edecektir.

İşte bizler, bu nedenlerle, erkeğin kadını ezmesinin ortadan kaldırılmasının biricik yolunun da, toplumda ekonomik ve sosyal eşitsizlikleri kaldırmaktan geçtiğini haykırıyoruz ısrarla. Israrla, Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfıyla Modern Finans-Kapitalistlerin toplumun ekonomik temelinden ve sosyal yapısından tasfiye edilmeden, İşçi Sınıfının ve doğal olarak da Kadının kurtuluşunun mümkün olmayacağını haykırıyoruz. Çünkü Kadının Kurtuluşu İşçi Sınıfının Kurtuluşundan bağımsız değildir.

Örneğin Sosyalist Küba’da kadınlarda okuma oranı %99.8’dir. Milletvekillerinin yüzde 53,22’si, Devlet Konseyi üyelerinin yüzde 48,4’ü, savcılar ve hakimlerin yüzde 75’i, kadınlardan oluşuyor. Küba’da işsizlik yok. Devlet herkese iş bulmak zorunda. Eğitim ve tüm sağlık hizmetleri ücretsiz. Hiçbir Kübalının gelecek kaygısı yok. Küba dünyaya sağlık ihraç eder durumda. Hiçbir kadın hastanesiz, doktorsuz doğum yapmıyor. Küba’da gebelik sürecinde izlenmeyen tek bir ana dahi yok. Bebek ölüm oranını neredeyse sıfırlanmış durumda.

Halkçı Mühendis Mimar ve Şehir Plancısı kadınlar olarak;

Eşit işe eşit ücret istiyoruz.

Kadınlar yaşamın yarısıdır. Yaşamın her alanında ve çalışma yaşamında eşit oranda yer almak istiyoruz. Çünkü toplumsal üretime katılmak, kadını özgürleştiren en önemli etkenlerden biridir.

Biz kadınların toplumsal sorunlar karşısında örgütlenmesi ve ezilen-sömürülen emekçi halkımızın kurtuluşu için mücadele etmesi, kadının kurtuluş mücadelesinde en önemli unsurdur.

Çocukların bakım ve yetiştirilmesinde ailenin ve annenin üzerindeki yükümlülükler paylaşılarak, bu konuda toplumun ve devletin de sorumluluk alması gerekmektedir. Kadının üzerindeki yükümlülükler mutlaka azaltılmalıdır.

İşyerlerindeki ayrımcılığa karşı zorlayıcı ve uygulayıcı yasal çerçeve oluşturulmalıdır.

Emekçi kadınlara koşulsuz iş güvencesi sağlanmalıdır.

İşe alım süreci, çalışma alanı, mesleki gelişim, terfi ve atamalarda koşulsuz şekilde kadın-erkek eşitliği olmalıdır.

Kadın işgücünün değersizleştirilmesi önlenmelidir.

Kadına karşı şiddetle mücadele edilmelidir.

İşyerlerinde mobbing uygulanmasının önüne geçilmelidir.

İş yerlerinde kapsam dışı personel sayılarının azami derecede daraltılmasını, meslektaşlarımızın iş kolu sendikalarında İşçi Sınıfı ile birlikte örgütlenebilmesinin önü açılmalıdır.

Çalışma yaşamında en temel haklar olan insanca çalışma koşulları, sigorta ve sendikal haklar sağlanmalıdır.

Halkçı Mühendis Mimar ve Şehir Plancısı kadınlar olarak, Parababalarının kârlarının artmasına hizmet etmeyi amaçlayan tüm politikaları reddediyoruz. ABD-AB Emperyalistlerinin ürettiği bu politikaların, güvencesizliği getiren her yasanın, ücret ve yan ödemelerdeki her kesintinin, sosyal devletin aşama aşama ortadan kaldırılmasına yönelik olduğunun bilincindeyiz.  Meslektaşlarımızın ve tüm emekçi kadınların kurtuluşunun İşçi Sınıfının kurtuluşundan bağımsız olmadığını biliyoruz. Bu mücadeleyi yaşamın yarısı olarak kadın erkek birlikte yürütmek insanlığa borcumuzdur.

 

 

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.