Galata Kulesi’nde skandal devam ediyor

Galata Kulesi’nde skandal devam ediyor

Ortaçağcı zihniyetin Ortaçağ’ın düşünüş tarzı ve yaşam kalıplarına bir tepkinin ürünü olarak ortaya koyduğu modernizmin adı altında koskoca bir tarihi yok etmeye çalışması içinden bulunduğumuz durumu gözler önüne seriyor.

Halkçı Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları olarak İstanbul’un simge yapılarından Galata Kulesi ‘nde iş makineleri ile yapılan uygulama tarihi esere saygısızlıkta son nokta.diyerek bir paylaşımda bulunmuştuk teknik olarak detaylandırma yapmıştık. https://www.halkcimmsp.org/galata-kulesinde-korkunc-restorasyon/

Galata Kulesi’ndeki skandal uygulama sonrası sosyal medyada tepkiler geldikten sonra  Müze projesinin renderları şantiye alanına kondu.

Render, bilgisayar yardımıyla çizilen veya geliştirilen bir modelin programlar aracılığıyla işlenmesi ve bu modelin resim ya da video haline aktarılarak dışarıya çıkartılmasıdır. Yapılması planlanan bir projenin ya da düşünülen projenin işlem yapılmadan sunulması amacı ile kullanılmaktadır.

Bu müzenini Küratörü kim ve neye göre bu kalıcı yada geçici sergiyi planladı merak ediyoruz.

“‘Küratör’ kelimesi Latince “dikkat çekmek için” anlamına gelen “curare” kelimesinden türetilmiştir. “Yönetici, gözetmen, müfettiş, koruyucu, işletici” anlamlarında kullanılır. Geleneksel olarak bir müzenin, galerinin, kütüphane veya bir arşivin yani kültürel miras içeren bir kurumun yönetimi ve koruyuculuğunu üstlenen kişi olarak küratör; sorumlu olduğu koleksiyonları yorumlama ve bünyesine alma görevini üstlenen bir içerik uzmanıdır.”

 

Render motorlarının standart yetileriyle alınmış bu renderllar projenin gelecek olduğu noktayı açık bir şekilde koymaktadır.

Halkçı Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları olarak tekrarlıyoruz.

Parababaları, yalnız insana değil Tarihe ve Tabiata da hiç saygı duymamaktadır. Sevgi beslememektedir. Bu sebeple de şehirlerimizin Tarihi dokusunu, yeşil alanlarımızı, kıyılarımızı acımasızca tahrip etmekte, yok etmektedir. Şehirlerimizdeki Tarih varlıklarını kazıyıp, yerlerine iş merkezi, katlı otopark, lüks konutlar yapmaktadır.

Kamu nüfuzunu kullanarak kendilerine menfaat temin edinmeyi meslek edinenlere, yandaş iş adamlarını her türlü vurgunculuktan yararlandıranlara, devlet cihazını elinde bulundurup tarihi eserleri, doğayı yok edip kendilerine cennet yaratacaklarını sananlara asla izin vermeyeceğiz.

Halkçı Mimarlar olarak mesleki disiplinimizin gerekliliklerine sahip çıkıyor halkımıza insanlığa borç biliyoruz.

Halkçı mimarlar olarak ne için mücadele ediyoruz.

Hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğumuz en temel gereksinimlerden biri,  Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nde de belirttiği ‘barınma’dır kuşkusuz. Bunu sağlamak için binlerce yıldır etrafımızı şekillendirmekte, yaşamımızı sürdürmek için mekanlar inşa etmekteyiz. Gereksinimlerimizi karşılamak için gerçekleştirdiğimiz bu “fiziksel çevrenin düzenlenmesi eylemi”  mimarlıktır.

Doğan Hasol’un Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü’nde şöyle yazar: “Mimarlık, insanların yaşamasını kolaylaştırmak ve barınma, eğlenme, dinlenme, çalışma gibi eylemlerini sürdürebilmelerini sağlamak için mekanlar düzenleme sanatı; yapı sanatı, mimari. M.Ö. 1. yüzyılda yaşamış olan Romalı mimar Vitruvius ‘De Architectura’ adlı yapıtında mimarlığı «sağlamlık, kullanışlılık, güzellik» olarak tanımlıyordu. 1581’de bir İngiliz yazarı mimarlığı «yapı bilimi» olarak tanımlarken 19. yy.’da Ruskin mimarlığın «yapılara uygulanan süslemeden başka bir şey olmadığı»nı ileri sürüyordu. Amatör bir eleştirici olan Sir Henri Watton «The Elements of Architecture» (1624) adlı kitabında mimarlığın üç koşula (kullanışlılık, sağlamlık, güzellik) yanıt vermesi gerektiğini belirtir. F. L. Wright’a göre «mimarlık biçim haline gelmiş yaşamdır.» Mimarlık toplum yapısına, toplumun gereksinmelerine, ekonomik verilere, teknolojik gelişmelere bağlı olan bir sanattır.”

Mimarlık mesleği bilinen en eski mesleklerden biridir ve ortaya çıktığı günden bu yana toplumsal konumu ve var olma biçimi değişime uğramıştır. Mimarlığın tarihini incelemek ayrı bir yazı konusudur. Buradaki amacımız, mimarlığın bugün toplumdaki konumu, işlevi ve bu işlevi ne kadar yerine getirebildiğidir.

Tarihte farklı dönemlerde çeşitli görevler üstlenmiş olan mimarlık, içinde bulunduğu çağın sosyal düzeninden, sınıf yapısından bağımsız olamaz. Emperyalizm çağında bugün, müteahhit cenneti ülkemizde mimarlık da, inşaat da, halkın ihtiyaçlarını karşılamaktan, herkesin ulaşabileceği nitelikli yapılar üretmekten ziyade, Parababalarının servetlerine servet kattığı bir rant aracı durumundadır.

Bugün herhangi bir yerde proje oluşturulacağında konut özelinde bakarsak, en az maliyetle, kalitesiz, insan sağlığına zararlı malzemelerle, çok küçük metrekarelerde, çoğu balkonsuz, üst üste onlarca katlı yapılar planlanmakta ve üretilmektedir. Yukarıda belirttiğimiz kullanışlılık, sağlamlık, güzellik gibi ilkelere göre değil, çıkılabilecek kat sayısı, ne kadar fiyata satılabileceği, hangi oranda kâr getireceği gibi tamamen ticari hesaplarla, dip dibe onlarca katlı binalar yapılmaktadır. Bu üretim o kadar plansızdır ki 2018 yılı verilerine göre Türkiye’de satışı yapılmamış toplam 2 milyon 171 bin 232 konut bulunmaktadır. Konut stoğu çok fazla olmasına rağmen hala yenilerinin üretimi devam etmekte. Diğer taraftan, çalışanların yüzde 43’ünün asgari ücret aldığı ülkemizde ev almak, hayal bile edilemez durumda. Her ay maaşının büyük bölümünü kiraya vermek yerine bir ev sahibi olayım diyen biri, yıllar süren kredi taksitleri ve yüksek faizlerle karşılaşmaktadır.

İhtiyaç olmamasına rağmen adım başı her yere bir alışveriş merkezi yapılmakta, Türkiye genelinde toplam sayı 436 iken, 2020 yılı içinde 9 yeni AVM’nin açılması planlanmakta. Nüfusa göre belli yerlere, planlı büyüklüklerde yapılması gereken camiler bugün bir gösteriş aracı durumunda, her meydana devasa boyutlarda camiler inşa edilmektedir. Korunması gereken doğal güzelliklerimiz, tarihi alanlarımız yok edilerek yerlerine beton kütleler inşa edilmektedir. Örnekler çoğaltılabilir elbette ve her yapılan projede halkın cebinden Parababalarının kasasına milyonlar aktarılmaktadır. Bütün bunlar olurken halka nefes alabileceği tek bir orman, park bile bırakılmamaktadır.

Görüldüğü gibi bugün mimarlık, bilimli bilinçli bir şekilde yapılamamaktadır, yerli-yabancı Parababalarının güdümünde, onlara hizmet eder durumdadır. Ayrıca her beş on yılda bir patlak veren ekonomik krizlerle de, her gün şiddeti artan işsizlik cehenneminden, mimarlar da etkilenmektedir. Yükselen döviz kurları, artan inşaat maliyetleri, kapanan şantiyeler, iptal edilen projeler, konkordato ilan eden şirketler; işsizlik, düşük ücretler, esnek ve güvencesiz çalışma olarak bize geri dönmektedir.

Çalışma alanı böyleyken mimarlık eğitiminin durumuna baktığımızda, üniversite sayısının ve bölüm kontenjanlarının artırıldığı görülmektedir. 2002-2017 yılları arasında mimarlık bölümü sayısı neredeyse 4 katına, mimar sayısı da 2 katına ulaşmıştır. Her sene yaklaşık 8 bin mimar mezun olmaktadır. İşsizler ordusuna her geçen gün eklenen bu sayı, yetersiz iş imkanlarıyla birleşince karşımıza, ya işsizlik ya da iş bulmak pahasına sigortasız, ucuza ve hatta ücretsiz çalışmaya razı olan mezunlar olarak çıkmaktadır.

Durum hepimizin de gözlemlediği gibi her geçen gün daha da kötüye gitmekte. Çözüm ise bireysel kurtuluşta değil, örgütlü mücadelededir. Eğitimini aldığımız, yıllarca emek verdiğimiz mesleğimizi, insana yaraşır koşullarda ve insanlık için icra edebilmemizin yolu budur.

Mimarlık mesleği, barınma ihtiyacının karşılanmasından doğmuştur ve bugün de amacı bu ihtiyacı karşılamak olmalıdır. Bizlerin amacı; doğayı talan ederek lüks villalar, rezidanslar, AVM’ler gibi beton yığınları dikmek değil, insanlığın ilk zamanlarındaki gibi, yalnızca ihtiyacı karşılamaya yönelik, sade, kullanışlı, sağlıklı yapılar üretmek olmalıdır. Bunun için de insancıl bir toplumu yaratmak, insancıl bir dünyayı kurmak gerekir. Halkçı Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları, bu amaç uğruna mücadelesini sürdürmektedir.

Biz kimiz

Halkçı anlayışımız ile ,

Tam bağımsız demokratik Türkiye özlemi ile,

Yer altı ve yer üstü servetlerimizin ,havamızın,suyumuzun, hakça paylaşımını,

Türkiye topraklarında konumlanan ABD ve NATO üslerinin kapatılmasını, tesislerin üzerindeki toprakların kamulaştırılmasını,

Ülke topraklarımızın yabancı tekellere ve tarım tekellerine peşkeş çekilmesine karşı ,

Özelleştirilen tüm yer altı ve yer üstü değerlerimizin kamulaştırılmasını,

1950’lerden beri ABD kontroluna geçen eğitim sistemimizin emperyalistlerin denetiminden çıkarılmasını,

Ortaçağcı Gericiliğe karşı her alanda mücadele etmek azim ve kararlılığı ile ;

Tüm tarikat yurtlarının , kuran kurslarının kapatılarak taşınmazlarına el konmasını, vakıflarla yapılan tüm protokolların feshini,

Türkiye topraklarında yaşayan halkların özgür ve bir arada yaşama hakkını ,ana dilde eğitim hakkını ,

Tüm meslek dallarımızda bilimsel ve teknolojik gelişme ile üretimin dest eklenmesi ve bu konuda da toplumun çıkarını savunmaya hız verilmesini,

Tüm meslek dallarımızda ki üyelerimiz için eğitim seferberliğini birlikte yürütmeyi,

Tüm meslektaşlarımız ve halkımız için parasız eğitim ve parasız sağlık istemeyi

Tüm doğal kaynaklarımızı, çevremizi, bitkileri,hayvanları zenginlik olarak kabul etmeyi ve tahrip
edilmesine karşı çıkmayı,

Tarihe saygılı bir toplumu savunmayı ve tarihi değerlere sahip çıkmayı, tarihi eserlerimizin göz bebeği gibi korunmasını ve kollanmasını,

Gençliğimiz geleceğimiz olarak görmeyi,

Kadınları eşit ve ön safta görmeyi, kadına şiddete karşı mücadele etmeyi,

Tüm meslektaşlarımızın insanca yaşam ücreti almasını, sigorta ve sendikal haklarını savunmayı,

İş yerlerinde kapsam dışı personel sayılarının azami derecede daraltılmasını, meslektaşlarımızın iş kolu sendikalarında işçi sınıfı ile birlikte örgütlü mücadele vermeleri için mücadele etmeyi,

Bu başlıklarda tüm meslektaşlarımızın birlikte davranma, öğrenme ve öğretmeleri için çalışma yapmayı görev biliriz.

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.