3 MART 1992’yi Unutmadık, unutmayacağız..

3 MART 1992’yi Unutmadık, unutmayacağız..
05.03.2021
A+
A-

Aşağıda ölüm var, yukarıda açlık

Asıl yanan bizdik siz kömür sandınız.

3 Mart 1992 tarihinde Türkiye’nin Zonguldak ilinin Kozlu ilçesindeki taş kömürü maden ocağında saat 19.45 – 20.00 arasındaki zincirleme grizu patlamaları nedeniyle meydana gelen bir madencilik kazasıdır. Olay sonucunda 263 madenci yaşamını yitirmiştir. Facianın yıldönümünde Kozlu’da hayatını kaybeden maden emekçilerini bir kez daha saygıyla anıyoruz.

Patlama ile yer altında çıkan yangınların denetim altına alınamaması ve ocağın bütün katlarındaki göçükler ve ulaşım yolları tahribatı nedeniyle ocak yüzey açıklıklarından kapatılmış, bu nedenle kazadan kurtulanların ifadelerini temel alan soruşturmada kazanın oluşma nedenleri tam olarak açıklığa kavuşturulamamıştır. Ocak, 26 Mart 1992 günü tekrar açılmış ise de, yangının kızışması üzerine bir kere daha kapatılmıştır.

Dünya madencilik tarihinin en büyük kazaları arasında yer almaktadır. 3 Mart, iş cinayetlerine dikkat çekebilmek, işçi sağlığının ve iş güvenliğinin önemini vurgulamak için TMMOB tarafından 2012 yılında “İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü” olarak ilan edilmiştir.

 

Gerçekleşen iş cinayetleri ve iş kazalarının büyük çoğunluğunun önlenebilir olduğu bilinmektedir. Bilimsel ve teknik veriler ışığında atılacak her adım faciaların önüne geçecektir.

Gözlerini kar hırsı bürümüş Parababalarının insan hayatını ve emeğe hiçe sayan yaklaşımları göz göre göre felaketlerin yaşanmasına sebebiyet vermektedir. Bu insanlık suçudur. Defalarca bunu yaşamın içerisinde gördük görmeye de devam ediyoruz. Somadan biliyoruz.  Tefeci bezirgan sermeyenin çıkarları için Covid-19 salgını yok sayarak işçilerin canlarının yok sayılmasından biliyoruz. Yabancı parabalarının kar hırsı için doğayı yok edişlerinden biliyoruz.

“Hukuka uydurmakta” ya da “hukuksuz “iş yapmakta profesyonelleşen parababaları düzeninin temsilcilerini uyarıyoruz. Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller tüm çalışanlar için kaldırılmadıkça işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda yol alınamayacaktır. Sendikasız uzman, sendikasız işçi, örgütsüz bir çalışma yaşamı ile meslektaşlarımız, işçiler yalnızlaştırılmakta ve savunmasız hale getirilmektedir. Bizler iyi biliyoruz. Mutlaka bir gün yenileceksiniz. Ne temsilcisi olduğunuz yerli yabancı parababalarınız ne hukuka uydurarak yaptığınız işler nede sarı sendikalarınız sizleri kurtarabilecek. Korkuyorsunuz … Korkacaksınız….  Çünkü bizler diyoruz ki  ÖRGÜTSÜZ HALK KÖLE HALKTIR! ÖRGÜTLÜ HALK YENİLMEZ!

Halkçı Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları olarak değerlendirdiğimizde;

6331 sy. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununda iş kazası, “iş yerinde veya işin yürütümü sırasında meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen yahut bedenen engelli hale getiren olay” olarak tanımlanmıştır” (https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/06/20120630-1.htm)

5510 sy. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda ise iş kazası “sigortalının iş yerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle, bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak iş yeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, hizmet akdiyle çalışırken emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olay” olarak tanımlanmıştır”                        https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5510.pdf)

Meslek hastalığı ise aynı kanunda sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik halleri” olarak tanımlanmıştır.

Ülkemizde meslektaşlarımıza ve işçi kardeşlerimize parababalarının kar hırsları için çalışma alanlarında hatta dinlenme alanlarında yapılanları biliyoruz.

Çalışma alanlarına kamera koyanlar, çalışma alanlarının girişinde ve çıkışında parmak okuma, yüz tanıma sistemleri koyanlar, tuvaletlere sensor koyanlar yada kilitleyip belirli zaman aralığında açanlar hukuksuzlukların da durmak bilmiyorlar.

Parababaları düzeni insanı makine gibi görmektedir. İnsancıl değerler yok sayılmaktadır. Zaman etütleriyle, Poka yoke(hata engelleme sistemi) ve bant köleliğinin birleşimleriyle  insanın makine gibi çalıştırılmaya çalışılması asla kabul edilemez.

 

Ülkemizde İş Sağlığı Güvenliği Yasası (Kanun No.6331), 30 Haziran 2012 tarih ve 28339 sayılı Resmî Gazete ‘de ilan edilerek yürürlüğe girmiştir. TBMM, İSG yasasının denetlenmesi ve sürdürülmesinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nı yetkilendirmişti. Buna bağlı olarak da İş Güvenliğiyle ilgili yönetmelikler çıkarıldı. Daha önceki mevzuatta yer alan İşçi Sağlığı kavramı yerine, yani işçi odaklı yaşam yerine iş sağlığı kavramı getirildi. İşçi değil iş ve işletme ön plana alındı.

Yasa ve yönetmeliklerle büyük umutlar bağlanan yeni “İş Güvenliği” mevzuatı uygulamada bir adım bile ileriye gidemedi. Bakanlık tarafından eğitim ve sınav ile yetkilendirilen ISG personelleri maaşını aldıkları Parababalarının iş yerlerinde ISG önlemlerini almaya hangi ölçüde etkili, önlemleri nasıl denetleyeceği ülkemizde yasa çıktığı andan itibaren tartışılan ve ISG sorunlarının temelini oluşturan bir husus oluşturdu.

İş Güvenliği Yasasıymış, ilgili yönetmeliklermiş, vız geldi Parababalarına. İşçi sağlığı için yatırım yapmak, para harcamak mı, ne mümkün. Varsın ölsünler, biri gider bini gelir onlar için.

Parababaları, İşçilerin iş cinayetlerine kurban gitmesi karşısında kılını kıpırdatmadı. İşçi arkadaşı yerde üstü örtülü yatarken işveren işçilerin çalışmaya devam etmeye zorlandı. Aynı işçi ekmeğini bir lokma daha büyütebilmek, insanca çalışma koşullarına kavuşabilmek için sendikada örgütlendiği anda kendisini kapının önünde buldu. En yakın örneği Muğla, Eskişehir ve Urfa Tüvtürk araç muayene istasyonlarında, işçiler, çoğunluğu kalifiye işgücü olmasına rağmen, asgari ücret düzeyinde bir ücret alıyorlardı. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği kurallarının yeterince uygulanmadığı ve iş güvencesinin olmadığı, en ufak bir problemde keyfi olarak işten çıkarmaların yaşandığı koşullarda çalışıyorlardı. Kapının önüne kondular haklarını alamadan. Mücadeleleri hala devam ediyor.

Buna göre öncelikle çalışanların iş güvenliğinin sağlanması, sağlıklı ve güvenli çalışma ortamlarının oluşturulması devletin ve bu konuda yetkilendirilmiş kişilerin asli, anayasal görevi olmasına rağmen ülkemizde sürekli iş kazası yaşanmakta ve yaşanan her ölümcül iş kazasında Parababaları yerine iş yerindeki mühendis veya müdür pozisyonundaki kısmen yetkili görülen kişiler yargılanmaktadır.

İş Sağlığı ve Güvenliği yasası çıktıktan sonra da Parababalarının kar hırsı, iş kazalarının yaşanmasını azaltmak yerine artmasına yol açmış ve yargılamalara iş yerindeki mühendis, müdür pozisyonundaki kişilerin yanına ISG uzmanları da eklenmiştir. Bu yargılamalarda Parababaları ya hiç yargılanmamış ya da çok az ceza alması sağlanmıştır. Soma Katliamındaki işverenlerin serbest kalmaları can alıcı bir örnektir.

Bu düzende en acısı çocuk işçi ölümleri. Çocuklarımız için iyice güvensiz hale gelen ülkemizde, tüm halkımız gibi çocuklar da en zor günlerini yaşıyor. Çocuk işçiler kayıt dışı çalıştırılmakta hatta çalıştırılmamaları gereken ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılıyor. İşyerlerinde çocuk işçi çalıştırılması yasaklanmalıdır.

Ülkemiz insan hayatının sistematik olarak yok sayıldığı ve giderek yok edildiği bir ülke haline dönüştürüldü.

Sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı günlerde bile fabrikalarda, şantiyelerde hastanelerde, birçok yerde özel izinler alınarak çalışmalar devam ediyor. İş güvenliği önlemi almayan iş yerleri işi durdurmaktadır.  Covid-19’un etkilerinin de eklendiği ağır koşulların devam etmesi, tüm çalışanların salgınla daha çok karşı karşıya kalmasına sebep oluyor. Covid-19 salgını ISG uzmanlarının üzerindeki yükü de artırmıştır. Parababalarının kar hırsı Covid-19 salgını süresinde de devam etmiş, iş yerlerinin çalışmalarına devam etmesi nedeniyle Covid-19 sadece işçilerinin ve ailelerinin yaşamını tehlikeye atmakla kalmamış, salgının sanayi bölgelerinden şehirlere yayılmasına da yol açmıştır. Covid-19 için alınması gereken önlemler Parababalarının karını azaltacağı için birçok iş yerinde önlemler alınmamış, alınmayan önlemlerin suçu da Parababaları tarafından ISG uzmanlarına atılmıştır. Ayrıca iş yerlerinde Parababalarının maaşlı personeli olarak çalışan ISG personelleri Parababalarının iş yerlerinde Covid-19 salgınına karşı önlemler almasını nasıl zorlayabilir?

Halkçı Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları olarak iş kazalarının, iş cinayetlerinin ve işçi katliamlarının son bulması için mücadele etmeye devam edeceğimizi bir kez defa ifade ediyoruz.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği sistemi ile çalışma yaşamı acilen yeniden düzenlenmesini istiyoruz. Yapılacak olan yeni düzenleme Parababalarının temsilcileri ile değil Sendikalar, Meslek Örgütleri temsilcileri ve bilim insanlarından oluşturulan kurullarla yapılmalıdır. Unutmamak gerekiyor ki sistemi bu hale getiren erk Parababalarına, işverenlere dost, İşçi Sınıfına ve Emekçi halklarımıza düşmandır. İnsan hayatının sistematik olarak yok sayıldığı ve yok edildiği bu sistemle mücadele edilmelidir, İnsanca yaşanacak, ölüm korkusu olmadan işçilerin ve İş Güvenliği Uzmanlarının, baskı altında olmadan güvenceli bir şeklinde çalışacağı, söz ve karar sahibi olacağı bir sistemin kurulması için bilinçli ve örgütlü mücadele yürütmek en temel görevimizdir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.